19 Mayıs 2019 Pazar

loving you is a losing game








Eurovision geçti malumunuz. Ben birkaç senedir Eurovision'u baştan sona izleme işini bıraktım. Ama yine de program gecesinden sonra Youtube'dan dinliyorum öne çıkan performansları. Bu senenin birincisi Hollanda'yı dinledim bugün. Duncan Laurance isimli bir sanatçının "Arcade" isimli şarkısı ile katılmışlar. Sahnede önceki yılların aksine çok ışıklı çok danslı çok şatafatlı bir gösteri yoktu. Bir adam çıkmış öylesine, şarkı söylüyor. Arkadan birkaç back vokal geliyor, onlar da aynı şekilde "normal"ler. Ben sahnede queer propagandası, marjinal dans figürleri vs göremedim. Hoşuma da gitti açıkçası. Uzun zaman olmuştu böyle sade ve normal bir şeyler görmeyeli. Şarkıyı da beğendim. Bence sıradan bir şarkıydı, ona benzeyen yüzlerce şarkı var. Ama yine de güzel. Sözlerinin de genelinden hoşlandım.








17 Nisan 2019 Çarşamba

as I’m sitting here, doing nothing but aging



Merhaba sevgili okur,
Nihavend Saz Semaisi'nden While My Guitar Gently Weeps'e geçtim biraz önce. Sayısız cover'ı olan, binbir çeşit video çekilen bir şarkı. Ancak hiçbiri orijinaline yetişemiyor benim gözümde. Müziği ve George Harrison'un güzel sesini geçebilsek bile beni yakalayan, şarkının sözleri oluyor.





 I look at the world and I notice it's turning
While my guitar gently weeps
With every mistake we must surely be learning
Still my guitar gently weeps

Always!


Merhaba,
Bir web sitesinde yazarlığa başladım. Biyografime afilli bir şeyler yazmak istedim haliyle. Ne yazsam ne etsem derken benim bir blogum olduğunu hatırladım. Girdim baktım. Yazmışım ki, "Ben Elif, 18 yaşındayım." Gülümsedim istemsizce. 20 yaşına gireli iki ay oldu. Liseye gidiyormuşum, üniversitenin yarısı bitecek bir ay sonra. Kararsızca "Yeni yayın" butonuna tıkladım.Kendime gerçekten sordum: "After all this time?" "Always" tabii ki always. Bu blogun görüntülenme sayısı, SEO bilmemnesi, içerik sürekliliği... hiçbiri umurumda değil tabi ki. Ama "after all this time" bir şeyler yazmak istedim. Bundan sonra bir şey yazar mıyım, yazarsam ne zaman yazarım bilmiyorum.

7 Nisan 2017 Cuma

"and death grows like a tree that's planted in my chest"


Merhaba sevgili okur,
Aylar sonra ilk defa buraya bir şeyler yazasım geldi. Ne yazacağımı bilmesem de bilgisayarın başına geçip klavyedeki harflere dokunmaya başladım. Şimdi de buradayım. Yazıp yazıp siliyorum. En son ekranda kalan yazıyı paylaşacağım. Bakalım içim bu saatte kaç satır kaldırabiliyormuş.
Arka planda Asaf Avidan'ın Different Pulses şarkısı çalıyor. Beni çok etkileyen bir şarkı. Eğer sanatın amacı duygu aktarımı ise dünyanın en güzel şarkılarından biri Different Pulses şüphesiz.


Sadece müziği ve Avidan'ın farklı ses tınısı bile yeter benim için ama sözleri de çok güzel şarkının.


And Death grows like a tree that's planted in my chest


Ve ölüm göğsüme dikilmiş bir ağaç gibi büyüyor