11 Ağustos 2015 Salı

SATRANÇ - Stefan Zweig


Merhabalar!
Kitap okuyamama, daha doğrusu kitaba başlayıp yarım bırakma sendromunu anlattığım gibi soluğu burada aldım :) Blogumu uzun süredir takip edenler biliyorlardır, ben blogda değişikliği çok seviyorum. Uzun süre her şey aynı kalınca sıkılıyorum ve yazmamaya başlıyorum. Bu yüzden yine ufak değişikliklere başlıyorum inşaallah. Blogun başlık fotoğrafını sevdiğim bir arkadaşımla tasarlamaya başladık. Çok detaylı olmayacak :) Tasarımdaki ufak tefek değişiklikleri es geçersek, bu dönemin en büyük yeniliği blogun müzik bölümünü bir arkadaşımla paylaşmam olacak. Belki ileride blogun diğer kısımlarına da o arkadaşımın hatta başka arkadaşlarımın da dokunuşları olabilir. Daha önce hiç böyle bir adım atmamıştım fakat Dilara, müzik zevkine çok güvendiğim ve çok sevdiğim bir arkadaşım. En yakın arkadaşımla blogu paylaşmanın beni tekrar heveslendireceğini düşünüyorum, hadi bakalım hayırlısı :)

Artık kitaba geçelim bence :D Özlemişim buraya yazmayı. Kitap, Avustralyalı ünlü romancı Stefan Zweig tarafından 1942 yılında yazılmış ve sadece 250 adet basılmış. Aslında anlatacak çok fazla şey var fakat, her eser sanatkarını icab eder diyorum ve sizi Zweig'in hayatına kısaca göz atmaya davet ediyorum. Lütfen, önden buyrunuz efenim :)

STEFAN ZWEIG

Avusturyalı yazar, 1881'de o zamanlar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na bağlı olan Viyana'da dünyaya geldi. Babasının varlıklı olmasının etkisiyle küçük yaşlarda itibaren çok sağlam bir eğitim gördü. 5 dil öğrendi. Çeşitli seyahatlerde bulundu.
I. Dünya Savaşı'nda gönüllü olarak savaş karargahında memur olarak çalışan Zweig, uzun süre rahat ve huzurlu bir yaşam sürdü. Fakat II. Dünya Savaşı'nın başladığı yıllardan itibaren hayatındaki parlaklık sönmeye başladı. Nazilerin yaktığı kitapların arasında tabii ki Yahudi kökenli olan Zweig'İn kitapları da vardı. Huzuru kaçan Zweig, şehir değiştirdi, hatta eşiyle ayrılıp başka bir bayanla evlendi. Bir süre sonra Brezilya'ya yerleşti. Eşiyle birlikte Rio'daki festivale gittikleri sırada gazetede Nazilerin tekrar hareketlendiğini gördü. Avrupa'nın içine düştüğü bu kötü duruma daha çok katlanamayıp eşiyle beraber intihar ettiler.

Kitap, hapis edildiği hücreye kaçak olarak bir satranç kitabı getiren ve beyninin içinde günler boyu kendine karşı satranç oynayan bir adamı anlatıyor. Zamanla, bu tutku öyle büyük bir saplantıya dönüşüyor ki, kahramanımız (Dr. B) akıl sağlığından oluyor.

Satranç, yazarın en bilinen eserlerinden birisi. Kitapta olaylardan çok psikoanalizler dikkatimi çekti. Bir insanın ayrıntısızlıkla ve monotonlukla sınandığında ne denli boşluğa düştüğünü, ve tek bir alana yöneldiğinde kontrolü kaybedebildiğini çok net bir şekilde gördüm ve şaşırdım. Aynı zamanda beynimizin ne kadar uçsuz bucaksız olduğunu da bir kere daha farkettim.

Bu açıdan kitap bana birçok şey kattı, fakat yine de "Okuduğum en güzel kitaplardan biriydi." cümlesini kullanamıyorum. Kısa ve güzeldi :)

Fotoğrafta da gördüğünüz üzere, kitap Can Yayınları'ndan çıkmış. En sevdiğim yayınevlerinden birisi! Kapağı da haliyle harika ve çok çok doğru bir seçim :) Çevirisi de gayet güzeldi. Ayça Sabuncuoğlu'nun ismini daha önceden duymamıştım ama artık aklımda başarılı bir çevirmen olarak kalacak :)

Herkese tavsiye ederim,
Mavili günleriniz olsun efendim!..



6 yorum:

  1. Bayılıyorum bu bloglarına.Ellerine sağlık :))

    YanıtlaSil
  2. Ben daha okumadım bunu okuycam tatlım seni takibe alıyorum öpüldün.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de senin blogunu takipliyorum. Çok teşekkürler :)

      Sil
  3. Hım... Kapağından dolayı merak ettim. Konusu da ilgimi çektiğine göre tüyap listeme eklenmiştir!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle eklensin listeyee! Gerçekten güzel bir kitap ^^

      Sil