16 Haziran 2016 Perşembe

CESUR YENİ DÜNYA - Aldous Huxley

aldous huxley

"Hey Cesur Yeni Dünya ki, içinde böyle insanlar var!"


Bu replik Shakespeare'in Fırtına isimli eserinde geçiyor, Aldous Huxley de başyapıtına bu replikten alıntı yaparak "Cesur Yeni Dünya" ismini uygun görmüş. 

Huxley bu kitabı yazarken bir ütopya mı yazmak istedi yoksa bir distopya mı bilmiyorum ama cidden kafa karıştırıcıydı. Benim gibi İslami konularda kitaplar okuyan, fıtrat konusunda tefekkür eden birini bile "acaba kitaptaki düzen gerçekten iyi olabilir mi?" diye düşündürdü. Sonrasında tabii ki bu düşünceden sıyrıldım ama kitaptaki "mutluluk" odaklı yaşam ilk bakışta herkese çekici geliyor. 

Kitapta bir gelecek düzeninden bahsediliyor. Acı, ıstırap, aşk, sevgi gibi duygular, değerler yok. Bunun haricinde namus da hiçe sayılıyor. Cesur Yeni Dünya'da herkes herkese ait ve çocuk doğurmak yahut evlenmek çok müstehcen davranışlar olarak görülüyor. Bebekler labaratuvar ortamında şişelerde "üretiliyor". Henüz bir embriyoyken toplumda üstlenmesi planlanan göreve göre zeka seviyeleri ve kastları belirleniyor. Düşük seviyelilere yeterli oksijen verilmiyor veya alkol veriliyor. Bu şekilde gelişimlerini tam olarak tamamlayamamaları sağlanıyor. Ayrıca çok sıcak bir iklimde çalışacakların ya da sıcaklıkla ilgili bir iş yapacakların embriyoları daha sıcak bir ortamda büyütülüyor ki sıcağa dirençli olsunlar. Embriyo gelişimini tamamlayıp şişeden çıkarıldığında da bu şartlandırma macerası bitmiyor. Aksine şişeden çıkartılmak, çok daha farklı süreçlerin başlangıcı.  Çocuklar büyürken kendi zeka seviyeleri ve kastlarına sadık kalacak şekilde hipnopedya (uykuda eğitim) yöntemiyle şartlandırılıyorlar. Bu şartlandırmalar, temizliğin önemli olduğu, cinsellik konusunda herkesin herkese ait olduğu, somanın (modern uyuşturucu) yararları gibi konularda oluyor. Olası üzgünlük gibi duygulara karşı " soma" adını verdikleri uyuşturucu maddeleri var, üstelik yan etkisi de yok. Hükumet somayı halkına ücretsiz olarak dağıtıyor. Cesur Yeni Dünya'da kimse yaşlanmıyor. Hücrelerine yapılan tedaviler ve yapay kan aktarımı sayesinde herkes genç ve güzelken ölüyor. Ölüm korkusu yok.

Böyle bir dünyanın ortasında kalan bir Kızılderilinin, daha doğrusu Kızılderilinin temsil ettiği "gerçek insan"ın yaşadıkları ve uygarlığa karşı verdiği savaş üzerinden de biz okurlara toplumsal mesajlar veriliyor. 

İşte böyle bir kitaptı Cesur Yeni Dünya. Herhangi bir şeye benzetmem gerekirse, tiz bir notayla bitmiş bir senfoniye benzetirim bu kitabı. Mesela Beethoven'dan ya da Vivaldi de olabilir. Başı ve ortası uyumlu. Bitişi ise şölen gibi, şaşırtıcı ve gerçek! 

Hayatımda okuduğum en güzel kitaplardandı...

Kitaptan birkaç alıntı:

"“Ben keyif aramıyorum. Tanrı'yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum. Günah istiyorum.”

“Aslında,” dedi Mustafa Mond, “siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz.”

"Öyle olsun," dedi Vahşi meydan okurcasına,"mutsuz olma hakkını istiyorum." "
~...~

" "Mideni bozan bir şey mi yedin?" dedi Bernard.

Vahşi başıyla doğruladı. "Uygarlık yedim."

"Ne?"

"Zehirledi beni uygarlık; kirlendim. Sonra da," diyerek daha alçak bir sesle ekledi, "içimdeki kötülüğü yedim." "



 Mavili günler!..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder